İşçiye İş Kazası Tazminatı Ödendiği Hâlde SGK Neden Rücu Talep Eder?
İşçiye iş kazası tazminatı ödenmesi, SGK’nın aynı kazadan doğan rücu alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İşçiye yapılan ödeme, işçinin veya yakınlarının tazminat alacağıyla ilgilidir. SGK ise kanundaki koşullar gerçekleştiğinde yaptığı sosyal sigorta ödemeleri, bağladığı gelir ve karşıladığı sağlık giderleri nedeniyle sorumlulara başvurabilir. Bu nedenle işçiyle anlaşılmış veya mahkeme kararı yerine getirilmiş olması, SGK dosyasının da kapandığı anlamına gelmez.
Bununla birlikte, gelen talebin tamamının doğru olduğu da varsayılamaz. İşçiye ödeme sonrası SGK rücu talebi; önceki ödemenin kapsamı, Kurumun dayandığı hüküm, kusur belgeleri ve hesap kalemleri birlikte incelenerek değerlendirilmelidir. Belirleyici soru yalnızca “Ne kadar ödedim?” değil, “Kime, hangi alacak için ödeme yaptım; SGK şimdi hangi hukuki nedenle, hangi tutarı istiyor?” sorusudur.
İşçiye yapılan ödeme ile SGK’nın alacağı neden farklıdır?
İşçinin işverene yönelttiği talep, kazanın yol açtığı maddi ve manevi zararların giderilmesine ilişkindir. SGK’nın rücu talebinde ise Kurumun kanundan doğan geri isteme hakkı incelenir. Alacaklıların ve talep kalemlerinin farklı olması, aynı olay için iki ayrı ödeme yükümlülüğünün gündeme gelebilmesini açıklar.
Ancak bu iki hesap birbirinden bütünüyle kopuk değildir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21. maddesinin birinci fıkrası, işverenin sorumluluğunu sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlar. Bu sınırın belirlenmesinde gerçek zarar hesabı önem taşır.
Dolayısıyla “İki talep aynı kazaya dayanıyor; ikinci talep mutlaka mükerrerdir.” yaklaşımı da “SGK’nın istediği her tutar ayrıca ödenmelidir.” yaklaşımı da tek başına yeterli değildir. Talebin dayanağı ve her bir kalemin hesabı görülmelidir. Aşağıdaki açıklamalar 5510 sayılı Kanun kapsamındaki taleplere yöneliktir; eski tarihli olaylarda uygulanacak mevzuat ayrıca belirlenir.
İşçiye ödenen tazminat SGK rücu alacağından düşülür mü?
İşçiye yapılan ödeme, SGK alacağından doğrudan ve otomatik olarak düşülecek bir tutar değildir. Burada işçinin kalan tazminat alacağı ile SGK’nın rücu hakkına ilişkin üst sınırın birbirine karıştırılmaması gerekir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.05.2013 tarihli, E. 2012/19635, K. 2013/11653 sayılı kararında, 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesindeki sınır açıklanırken işçinin “alabileceği” ve “isteyebileceği” tutar ayrılmıştır. Kararda, işverence yapılan haricî ödemeler mahsup edilmeden önceki gerçek zararın esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, işçiye yapılan ödemenin rücu hesabındaki gerçek zarar sınırını kendiliğinden azaltmadığını gösterir.
İşçinin maddi tazminat hesabında rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinin ilgili kısmının dikkate alınması ise farklı bir işlemdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi uyarınca rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri tazminattan indirilemez. Bu nedenle işçinin hesabında SGK ödemeleriyle ilgili bir indirim görülmesi, işverenin SGK’ya karşı borcunu ödediği anlamına gelmez.
Örneğin önceki mahkeme kararında, rücuya tabi SGK gelirinin ilgili kısmı dikkate alınarak işçiye ödenecek bakiye maddi tazminat belirlenmiş olabilir. İşverenin bu bakiyeyi ödemesi işçiye karşı ilamdan doğan yükümlülüğünü karşılayabilir; Kurumun kanuni rücu talebi ayrıca incelenir. Buna karşılık SGK’ya aynı borç için daha önce yapılmış bir ödeme varsa, bu ödeme Kurumun tahsilat kayıtlarıyla eşleştirilmelidir.
Önceki anlaşma, ibraname ve mahkeme kararı nasıl okunmalı?
Önceki belgenin başlığından çok, hangi borcu düzenlediği ve ödemenin hangi amaçla yapıldığı önemlidir. “İş kazasından doğan bütün haklar ödenmiştir.” gibi genel bir ifade, tek başına ödemenin maddi tazminat, manevi tazminat, faiz ve giderler arasındaki dağılımını göstermez.
| Belge veya ödeme | Kontrol edilecek husus | SGK talebi bakımından önemi |
| Anlaşma veya sulh belgesi | Taraflar, kapsanan alacaklar, ödeme tutarı ve ödeme tarihleri | İşçiyle yapılan anlaşmanın SGK’nın kanuni alacağını da sona erdirdiği varsayılamaz. |
| İbraname | İbranın geçerliliği ve fiilen ödenen tutar | İşçi yönünden doğurduğu sonuç ile SGK yönünden etkisi ayrı incelenir. |
| Mahkeme kararı ve icra dosyası | Hükmedilen kalemler, mahsuplar, kesinleşme ve tahsilat kayıtları | İşçiye kalan tazminat ile gerçek zarar hesabı ayırt edilir. |
| Banka dekontu | Ödeme yapılan kişi, açıklama ve ilgili dosya | Ödemenin hangi borcu karşıladığını diğer belgelerle birlikte ortaya koyar. |
| Manevi tazminat ödemesi | Maddi tazminattan ayrı gösterilip gösterilmediği | SGK’nın gelir veya sağlık gideri alacağını ödeyen bir kalem sayılmaz. |
İbraname işçi bakımından geçerli olsa bile SGK’yı bağlar mı?
İşçiyle işveren arasındaki ibra, SGK’nın tarafı olmadığı ve kanundan doğan kendi alacağı üzerinde kendiliğinden sonuç doğurmaz. Protokolde SGK taleplerinden söz edilmiş olması da tek başına Kurumu bağlamaz. Böyle bir kaydın taraflar arasındaki anlamı ile SGK’nın talep hakkına etkisi ayrı meselelerdir.
Ayrıca belgenin işçi bakımından geçerliliği de peşinen kabul edilmemelidir. TBK’nın 420. maddesi kapsamındaki bir ibra sözleşmesinde yazılılık, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçmesi, alacağın tür ve miktarının açıkça gösterilmesi, ödemenin eksiksiz ve banka aracılığıyla yapılması koşulları birlikte değerlendirilir. Gerçek alacağın tamamını karşılamayan ibra veya ödeme belgeleri, kanundaki koşullarla ödenen tutar bakımından makbuz niteliği taşıyabilir.
Mahkeme kararına göre ödeme ile haricî ödeme aynı şekilde mi değerlendirilir?
Hayır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.11.2020 tarihli, E. 2020/7249, K. 2020/6918 sayılı kararında, işçinin tazminat davası bakımından ödemenin mahkeme kararının infazı niteliğinde mi, yoksa TBK’nın 420. maddesi kapsamında ödeme ve ibra niteliğinde mi olduğunun araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Maddi ve manevi tazminatın hangi kısmına ödeme yapıldığının belirlenmesi de ayrıca istenmiştir.
Bu karar doğrudan bir SGK rücu davasına ilişkin değildir. Buradaki önemi, önceki ödemenin niteliğini belgelemeden yalnız toplam tutar üzerinden sonuç çıkarılamayacağını göstermesidir. Bu nedenle karar, bilirkişi raporu, icra hesabı ve dekont birlikte okunmalıdır.
2026 değişikliği önceki ödemelerin hesabını etkiler mi?
31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren TBK’nın 55. maddesinin dördüncü fıkrası, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatları için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemenin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminattan oransal mahsubunu düzenler. Ancak 7589 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin dokuzuncu fıkrası, değişikliğin yürürlüğünden sonra meydana gelen olayları esas alır. Önceki olaylara eski hükümler uygulanmaya devam eder.
Dolayısıyla yalnız ödeme veya dava tarihine bakılarak yeni kural uygulanamaz. Bu hüküm, işçiye yapılan ödemenin ilgili tazminat hesabındaki etkisini düzenler; SGK’nın rücu alacağından aynı tutarın otomatik olarak indirilmesini öngörmez.
SGK talebi hangi hukuki sebebe dayanıyor?
Talep yazısında yalnız “iş kazası” ifadesinin bulunması yeterli değildir. Aynı olayda farklı kanuni sebepler gündeme gelebilir. Kusur incelemesi ve hesap sınırları, talebin dayanağına göre değerlendirilmelidir.
| Hukuki dayanak | Temel konu | Dosyada aranacak bilgi |
| 5510 sayılı Kanun m. 21/1 | İşverenin kastı veya iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı davranışı sonucu meydana gelen kaza | İhlal, kazayla nedensellik bağı, kusur, kaçınılmazlık ve gerçek zarar sınırı |
| 5510 sayılı Kanun m. 21/2 | İş kazasının süresinde bildirilmemesi | Bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ve bildirim kayıtları |
| 5510 sayılı Kanun m. 23 | Sigortalının süresinde bildirilmemesiyle bağlantılı sorumluluk | İşe giriş bildirimi, Kurumun tespiti ve kazanın tarihleri |
| 5510 sayılı Kanun m. 76 | Sağlık hizmeti giderlerine ilişkin sorumluluk | Uygulanan fıkra, sağlık harcamaları ve sorumluluk koşulları |
5510 sayılı Kanun’un 23. maddesi, koşulları oluştuğunda 21. maddenin birinci fıkrasındaki sorumluluk şartları aranmaksızın Kurum giderlerinin işverene ödettirilmesini düzenler. Bu nedenle “Kazanın oluşumunda kusurum yok.” savunması, talep 23. maddeye dayanıyorsa tek başına yeterli olmayabilir. İşe girişin geç bildirilmesi ile kazanın geç bildirilmesi de birbirine karıştırılmamalıdır.
Sağlık giderleri bakımından ise 76. maddedeki özel düzenleme dikkate alınır. Özellikle işverenin kastı veya sağlık ve güvenlik mevzuatına aykırı davranışıyla bağlantılı sağlık giderleri için dördüncü fıkra incelenir. Bütün sağlık harcamalarını gelir hesabına ekleyip tek bir kuralla değerlendirmek doğru değildir.
SGK hesabında hangi kalemler ayrı ayrı kontrol edilmeli?
- Bağlanan gelir: Gelirin başlangıç tarihi, ilk peşin sermaye değeri ve ilgili hesap belgesi istenmelidir. İlk peşin sermaye değeri, gelecekte ödenecek gelirin başlangıçtaki sermaye karşılığıdır; işçinin mahkemece hesaplanan toplam zararıyla aynı kavram değildir.
- Geçici iş göremezlik ödeneği: Hangi günler için ne kadar ödeme yapıldığı ve talebin hangi hükme dayandığı görülmelidir.
- Sağlık giderleri: Tedavi dönemi, hizmet dökümü, fatura ve Kurumun karşıladığı tutar kontrol edilmelidir. İşverenin doğrudan ödediği bir hastane gideri varsa aynı giderin Kurum hesabında bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
- Kusur ve hesap sınırı: Kusurun hangi rapora dayandığı, hangi kaleme nasıl uygulandığı ve 21. madde kapsamındaki gerçek zarar sınırının gözetilip gözetilmediği incelenmelidir.
- Faiz ve önceki tahsilatlar: Faizin dayanağı, başlangıcı, dönemleri ve oranları; SGK’nın aynı alacak için daha önce tahsil ettiği tutarlarla birlikte kontrol edilmelidir.
Mükerrer tahsilat incelemesi, yalnız aynı kazaya ilişkin iki dekont bulunmasına dayanmaz. Aynı alacak kaleminin daha önce karşılanıp karşılanmadığı gösterilmelidir. Örneğin işçiye ödenen manevi tazminat ile SGK’nın karşıladığı tedavi gideri aynı kalem değildir. Buna karşılık aynı sağlık harcamasının veya aynı Kurum borcuna yapılan ödemenin hesapta ikinci kez yer alması somut bir inceleme konusudur.
Önceki davadaki kusur raporu SGK dosyasında kullanılabilir mi?
Önceki kusur raporu ve kesinleşmiş karar önemli belgelerdir; ancak rapordaki oranı yeni talebe doğrudan aktarmak yeterli değildir. Yukarıda anılan 28.05.2013 tarihli Yargıtay kararında, kesinleşen tazminat davasında 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesine uygun olarak belirlenen kusur ve gerçek zarar miktarının Kurum yönünden bağlayıcılığı kabul edilmiştir.

Bu nedenle önceki kararın kesinleşip kesinleşmediği, hangi olay ve sorumlular için verildiği, kusurun hangi hukuki ölçütlerle belirlendiği ve gerçek zarar hesabının kapsamı incelenmelidir. Önceki karara göre ödeme yapılmış olması, tek başına kararın kesinleştiğini veya bütün tespitlerinin yeni dosyaya aynen taşınacağını göstermez.
Ceza dosyasındaki kusur değerlendirmesi de ayrıca ele alınmalıdır. TBK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusur ve zarar değerlendirmesiyle bağlı değildir. Ceza dosyasındaki deliller ve maddi olay tespitleri ile kusurun hukuki değerlendirilmesi birbirinden ayrılmalıdır.
SGK yazısı geldikten sonra hangi belgeler karşılaştırılmalı?
- Talebin tamamını ve eklerini alın: Kanuni dayanak, ödeme dökümleri, gelir bağlama kararı, ilk peşin sermaye değeri ve faiz hesabını belirleyin.
- Önceki ödeme dosyasını oluşturun: Anlaşma, ibraname, gerekçeli karar, kesinleşme bilgisi, bilirkişi raporları, banka dekontları ve icra tahsilatlarını bir araya getirin.
- Ödemeleri kalemlere ayırın: Maddi tazminat, manevi tazminat, faiz, yargılama gideri ve vekâlet ücretini tek toplam olarak değerlendirmeyin.
- Kusur belgelerini karşılaştırın: Önceki rapor ile SGK’nın dayandığı inceleme arasındaki olay, yükümlülük ve oran farklılıklarını gösterin.
- Her itirazı somutlaştırın: Hatalı dönem, yanlış hesap verisi, aynı borca ilişkin önceki tahsilat veya uygulanamayacak hukuki dayanak gibi hususları ilgili belgeyle eşleştirin.
Bu incelemenin sonunda yalnız “İşçiye zaten ödeme yaptım.” açıklaması yerine, hangi kalemin neden kabul edilmediğini gösteren bir değerlendirme ortaya çıkmalıdır. Önceki ödeme, tek başına bütün talebi sona erdiren bir belge olarak değil, kapsamı belirlenmesi gereken bir dosya verisi olarak ele alınmalıdır.
Zamanaşımı, görevli mahkeme ve arabuluculuk yönünden neye dikkat edilmeli?
5510 sayılı Kanun’un 93. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Kurumun bu Kanuna dayanarak açacağı tazminat ve rücu davaları on yıllık zamanaşımına tabidir. Başlangıç; rücu konusu gelir ve aylıklarda Kurum onay tarihi, masraf ve ödemelerde ise ilgili masraf veya ödeme tarihidir. Bu nedenle yalnız kaza tarihinden hareketle zamanaşımı sonucu çıkarılamaz.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında bu nitelikteki SGK rücu uyuşmazlıklarında kural olarak iş mahkemeleri görevlidir. Aynı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminatlarla ilgili rücu davalarında dava şartı arabuluculuk uygulanmaz. İşçiyle daha önce yapılan anlaşma, Kurum talebi yönünden bu ayrımı değiştirmez.
Zamanaşımı ile tebliğ edilen belgeye karşı başvuru veya cevap süresi aynı şey değildir. Gelen evrakın Kurum talep yazısı, dava dilekçesi ya da icra ödeme emri olması farklı usul işlemlerini gerektirebilir. Başvuru yolu ve süre, belgenin türü ve tebliğ bilgileri görülerek belirlenmelidir.
İşçiye ödeme sonrasında SGK talebinin değerlendirilmesinde ulaşılması gereken sonuç, önceki ödeme ile yeni talebin alacaklı, hukuki sebep, zarar kalemi, kusur ve hesap verileri bakımından açıklığa kavuşturulmasıdır. Böylece işçinin tazminat hesabına ait bir mahsup ile Kurumun rücu alacağına yönelik bir itiraz birbirine karıştırılmadan ele alınabilir.
Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Somut hukuki sorunlarınız için bir avukata danışmanız gerekir.

