Hizmet Tespit Davası: İşçinin Hakları ve Dava Süreci (2026 Rehberi)
Yazar: Av. Batuhan Can ZANBAK ◊ Yayın Tarihi: 15.01.2026 ◊ Son Güncellenme Tarihi: 16.01.2026
Türk Hukukunda hizmet tespit davası, işçinin en geç işe başladığı tarih itibariyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) gerekli bildirimin işveren tarafından yapılmamış olması veya işçinin bu çalışmasının Kurum tarafından başka yollarla tespit edilmemiş olması halinde, uzun vadeli sigorta kollarından faydalanabilmek amacıyla kayıt dışı çalışan sigortalılar tarafından açılan olumlu tespit davalarıdır. Uzun vadeli sigorta kollarından kaynaklı edimlere hak kazanabilmenin, prim ödeme gün sayısı, sigortalılık süresi ve yaş şartının sağlanmasına bağlı olduğu Türk Hukukunda, sigorta kaydı hiç yapılmamış yahut eksik gün bildirimi yapılmış sigortalılar, hizmet tespit davası açarak yargı nezdinde haklarını aramaktadırlar.
Bireyin sosyal güvenlik hakkının Anayasa ile güvence altına alınmasına, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu tarafından işverene bu hakkın korunması amacıyla belirli ödevler yüklenmesine, diğer taraftan Sosyal Güvenlik Kurumu’na da bu ikili ilişkinin denetimi ve kontrolü görevi verilmesine rağmen ülkemizde kayıt dışı istihdam sorunu halen devam etmektedir. Sosyal güvenlik hakkının devredilemez, vazgeçilemez ve feragat edilemez niteliği gereği bu hakkı doğrudan ilgilendiren hizmet tespit davaları kamu düzeni ile ilgili davalardan kabul edilmiştir. Tarafların bu hak üzerinde serbestçe tasarrufunun mümkün olmayışı, hizmet tespit davalarında re’sen araştırma ilkesini geçerli kılmıştır. Yargıtay içtihatlarında da hizmet tespit davalarının mahkemelerce titizlikle incelenmesi ve bu davalara hassasiyetle yaklaşılması gerektiği pek çok kere vurgulanmıştır.
Hizmet Tespit Davası Nedir?
İşçinin, işveren nezdinde işe kabulü ile sigortalı sıfatının kazanılmasına karşın, bu sıfattan kaynaklı faydaların elde edilebilmesi için fiili durumun Kurum tarafından da tescil edilmesi gerekir.. Ülkemizde, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim ödememek amacıyla sigortasız / kayıt dışı işçi çalıştırılması oldukça yaygın bir uygulamadır. Sigortalıların primlerinin işverence ödenmemesi, karşılaştıkları risklerde korunmasız kalmalarına ve uzun vadeli sigorta kollarından kaynaklı haklardan faydalanamamalarına, geç faydalanmalarına yahut düşük oranlarda faydalanmalarına sebep olmaktadır.
Sigortalının uzun dönem sigorta kollarından faydalanabilmesi için belirli bir prim ödeme gün sayısını, sigortalılık (hizmet) süresini ve yaşı tamamlamış olması gerekmektedir. Ancak fiili çalışmanın kayıtlara geçmemesi halinde sigortalı, Kurum sisteminde prim ödeme gün sayısını yahut sigortalılık süresini tamamlayamamış gözüktüğünden sigortalılıktan kaynaklı haklardan yararlanamamakta yahut eksik yararlanabilmektedir. Bu gibi kayıt dışı çalıştırmanın varlığı halinde fiili durumun Kurumca da tespit edilememesi, sigortalının yargı yoluna başvurmasını ve geçen sürenin tespitini istemesini gerektirmektedir.
5510 sayılı Kanun’un 89/9 maddesinde, kayıt dışı çalışması Kurumca tespit edilemeyen yahut işvereni yönetmelikte gösterilen belgeleri Kuruma ibraz etmemiş olan sigortalıların “hizmet tespit davası” açabilecekleri ifade edilmiş, dava açma süresi, çalışılan yılın sonundan itibaren 5 yıllık bir süre ile sınırlandırılmıştır.

Hizmet Tespit Davası Açma Şartları Nelerdir?
Dava şartları, mahkemeye, taraflara ve dava konusu şeye ilişkin dava şartları olarak HMK m.114 ve m.115’te sayılmıştır. Mahkemeye ilişkin dava şartları; Türk Mahkemeleri’nin yargı yetkisinin olup olmadığı, yargı yolu bakımından adli ve idari yargıdan doğru yargı yolunun seçilip seçilmediği, mahkemenin görevli olup olmadığı ve kesin yetkinin mevcut olup olmadığına ilişkindir. Mahkeme önüne gelen bir uyuşmazlıkta öncelikle mahkemeye ilişkin dava şartlarını inceleyecektir.
Taraflara ilişkin dava şartları; iki tarafın bulunması, tarafların her ikisinin de taraf ehliyetlerinin mevcut olması, taraf ehliyetlerinin tam olması, dava takip yetkisi olması yahut usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnamenin olması şeklinde sayılabilir.
Dava konusu şeye ilişkin dava şartları ise, konusu, tarafları ve sebebi aynı başka derdest bir davanın mevcut olmaması, dava konusu şey hakkında kesin hüküm bulunmaması, yeterli avans ve teminatların yatırılması ile hukuki yararın mevcut olmasıdır.
Bir uyuşmazlıkta hâkim; mahkemeye, taraflara ve dava konusu şeye ilişkin dava şartlarını tarafların itirazları aranmaksızın re’sen incelemektedir. Mevcut şartların varlığının kabulü halinde ancak esasa geçilebilmektedir.
Hizmet Akdinin Varlığı
Sigortalılık sıfatının kazanılması Yargıtay’a göre çalışmanın hizmet akdine dayanmasına, işin işverene ait iş yerinde yapılmasına ve 5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinde gösterilen istisnalardan olunmamasına bağlı olup aynı zamanda işveren yanındaki çalışmanın da fiili çalışmaya dayanması gerekmektedir. Bir başka deyişle sigortalı sayılmak için eylemli ve gerçek bir çalışmanın var olması gerekmektedir. Zira fiili bir çalışmanın mevcut olmaması halinde kural olarak sigortalılık ilişkisi doğmayacaktır. Davanın kamu düzeninden olması sebebiyle de mahkeme, gerçek çalışmanın varlığını re’sen inceleyecek ve araştıracaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yeni tarihli kararlarında bu hususu açıkça belirtmiş, sigortalı olarak çalışıldığı olgusunun yeterli ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerektiğini vurgulamış, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığının titizlikle araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda bağımlılık ve süreklilik unsurlarının da hizmet ilişkisinin tespiti bakımından ayırt edici özelliklerden olduğunu belirtmiş, daha önce de ifade edildiği üzere ücretin, sigortalılığın tespiti bakımından zorunlu unsurlardan sayılmadığını vurgulamıştır.
Diğer taraftan öğretide fiili çalışmaya başlanmasa dahi hazır bir şekilde işveren tarafından verilecek talimatın beklenmesi hali de sigortalılığın başlangıcı için yeterli kabul edilmektedir. Yine kişinin sigortalı kabul edilmesi için baştan sona geçerli bir hizmet akdinin varlığı da aranmamaktadır. Özellikle veli ya da vasi izni olmadan yapılan iş akitleri, geçersizliği tespit edilene kadar geçerli bir sözleşme olarak tüm sonuçlarıyla doğmuş olacağından, geçersizliğin tespiti tarihine kadar kişi sigortalı olacak ve fiilen çalıştığı tarih yönünden hizmet tespit davası açabilecektir.
Sigortasız Çalışma veya Eksik Prim Bildirimi
Hizmet akdi ile fiili çalışma olgusunun gerek sigortalı gerekse işveren tarafından Kuruma bildirilmesi kanun gereği birer yükümlülük olup bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde sigortalının, mevzuattan kaynaklı edimlerden fayda sağlayabilmesi mümkün olmamaktadır.
İşveren, 5510 sayılı Kanun gereği sigortalıyı çalıştırmaya başlatmadan en geç 1 gün önce işe giriş bildirgesini Kuruma vermekle yükümlü tutulmuştur. Belirtmek gerekir ki 5510 sayılı Kanun, sigortalının da işe başladığı tarihten itibaren 1 ay içerisinde kendini Kuruma bildirebileceğini kabul etmiş, ancak yükümlülüğün sigortalı tarafından yerine getirilmemesine aleyhe bir sonuç bağlamamış, dava açma hakkını baki tutmuştur. Kanun koyucunun, sigortalının söz konusu yükümlülüğü yerine getirmemesine olumsuz bir sonuç bağlamaması, esasen kendisinden daha güçlü konumdaki işverene karşı böyle bir bildirimde bulunması halinde işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceğini öngörmesinden ileri gelmektedir.
İşverenin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde sigortalının açacağı hizmet tespit davası ile sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklı haklarını elde edebilmesi amaçlanmış ve bu dava için belirli şartlar öngörmüştür. Buna göre, hizmet tespit davası açılabilmesi için ilgili çalışmanın Kuruma bildirilmemiş olması veya Kurumun tespiti istenen dönemdeki fiili çalışmadan bir şekilde haberdar olmaması gerekmektedir.
Diğer taraftan işverenin salt işe giriş bildirgesi ile Kuruma başvurmuş olması da Yargıtay kararlarına göre fiili çalışmanın varlığını tek başına kanıtlamaya yetmemektedir. Zira işveren tarafından Kuruma işe giriş bildirgesi verilmiş olması halinde dahi Kurum kayıtlarında çalışmanın tespit edilememesi yahut işveren tarafından prim ödemesi yapılmaması mümkün olabilmektedir. Bu durumda sigortalı, mevzuattan kaynaklı haklarını elde etmek için hizmet tespit davası açmak zorunda kalmakta ve çalışması daha önce Kuruma bildirilmiş olsa dahi sigortalının hukuki yararı devam ettiği için davanın açılmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Hizmet Tespit Davasında Hak Düşürücü Süre (5 Yıl Kuralı)
Hizmet akdi ile çalışan sigortalının Kurum tarafından belirlenemeyen ve kayıt dışı geçen hizmet dönemini dava yolu ile tespit ettirebilmesi, kanunda gösterilen belirli bir süre ile sınırlandırılmıştır. 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddesinde, çalışmaları Kurumca tespit edilmemiş olan yahut işveren tarafından yönetmelikte gösterilen prim hizmet ve muhtasar beyannameleri verilmemiş olan sigortalının, hizmetin geçtiği yılın sonu itibariyle 5 yıllık süre içerisinde hizmet tespit davası açabileceği ifade edilmiştir. Buna göre işçinin iş akdini fesih tarihine bakılmaksızın, feshin gerçekleştiği yılın son günü, yani 31 Aralıktan itibaren dava açma süresi başlayacaktır.
Kanuna göre 5 yıllık sürenin iş akdinin feshi ile değil de hizmetin sona erdiği yılın son günü itibariyle başlatılması, işçinin işverenle fesih gerçekleşir gerçekleşmez hasım olmak istememe ihtimalinden ve işçiye belirli bir süre tanınarak işçinin korunmak istenmesinden ileri gelmektedir.
Kurumun sigortalı çalışmadan haberdar olduğu ve fakat her nasılsa sigortalılığı kayıt altına almadığı durumlarda kural olarak hak düşürücü süre işlemeyecektir. Kurumun sigortalıdan haberdar olması işe giriş bildirgesi veya aylık prim hizmet belgesinin sunulması ile olabileceği gibi müfettiş raporları veya resmi kurum ve kuruluşların bildirimiyle de olabilir.
Ayrıca asgari işçilik uygulamasında kayıt dışı çalışmanın tespiti halinde de hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmektedir.
Hizmet Tespit Davasında İspat Yükü ve Deliller
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187. maddesinin gerekçesinde ispatın, dava konusu yapılan ve talep edilen bir hakkın gerçekte var olup olmadığı noktasında hâkimde kanaat uyandırılması işlemi olduğu ifade edilmiştir. Kanunun 190. maddesinde ispat yükünün kime ait olduğu söylenmiş, madde gerekçesinde de daha sade bir biçimde, hakkın varlığını iddia eden kişinin bunu ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Hizmet tespit davalarında ispat edilmesi gereken husus, sigortalının işveren nezdindeki fiili çalışması ile bu süreye ilişkin Kurumca kayıt altına alınması gereken prime esas kazançlarıdır.
Davanın sonunda kendi yararına hukuki sonuç çıkacak tarafın davacı sigortalı olduğu düşünüldüğünde ispat yükünün tümünün davacı üzerine olduğu sonucu çıkarılabilir. Ne var ki hizmet tespit davalarının kamusal niteliği gereği re’sen araştırma ilkesi uygulanmakta, ispat yükü ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere tümüyle genel hükümlere tabi olmamaktadır. Bu durum esasen Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş olup davacının iddiaları ve sunduğu deliller haricinde işverenin gerekli belgeleri Kuruma verip vermediği, ki buna göre hak düşürücü süre hususu incelenecektir, gerçekten bir iş yerinin var olup olmadığı ve fiili çalışma olgusunun güçlü delillerle ortaya konulup konulmadığı da mahkeme hâkimi tarafından re’sen ayrı ayrı inceleme ve araştırma konusu yapılacaktır.
Yüksek Mahkeme kararlarının hemen hemen tamamında, hizmet tespit davaları için özel bir ispat yöntemi kabul edilmemişse de “özel bir duyarlılıkla” yürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Bordro Tanıkları ve Komşu İşyeri Tanıkları
Tanıklık, senede bağlanması mümkün olmayan vakıalar yönünden üçüncü kişilerin bilgi ve görgülerinin mahkemeye aktarılması olarak tanımlanmaktadır. Tanıklık kural olarak zorunlu olup bir kamu görevidir. Özel Hukuk Davalarında delillerin taraflarca getirilmesi ilkesi mevcut olduğundan, tanık isimleri taraflarca gösterilir. Ancak hizmet tespit davalarında re’sen araştırma ilkesi mevcut olduğundan hâkim, gerekli gördüğü taktirde tanık listesinde gösterilmeyen davalı işverenlikte aynı dönemde çalışmış bordro tanıklarını yahut aynı dönemde çalışmış bordrolu komşu iş yeri tanıklarını mahkeme huzurunda dinlemek üzere davetiye çıkartabilir, zorla getirilmelerini sağlayabilir. ̇
İfade edildiği üzere tanık, HMK’da takdiri delillerden sayılmıştır. Dolayısıyla hâkim, salt tanık ifadelerine bağlı olarak karar vermez. Özellikle tanık ifadelerinin başkaca yan delillerle desteklenmesi gerektiği gibi inandırıcılığı da önemli olup hâkim, güvenilir bulmadığı tanık beyanlarının aksine hüküm de tesis edebilir.
Dinlenecek tanıkların davacı sigortalı ile aynı dönemde aynı iş yerinde çalışmış olması aranmaktadır. Bu sebeple mahkemece tespit yapılırken hizmet döküm cetvellerinin dosya içerisine alınması sağlanır. Aynı iş yerinde birden fazla çalışanın bulunmaması halinde ise mahkemece komşu iş yeri tanıklarının ifadelerine başvurulmaktadır. Komşu iş yeri tanıklarının tespiti için mahkemece kolluk kuvveti araştırması ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından faydalanılmaktadır.
Yazılı Deliller ve Kayıtlar
İşveren, sigortalı işçi çalıştırdığı tarih itibariyle bunu Kuruma bildirmek ve gerekli belgeleri düzenlemekle yükümlü tutulmuştur. Ne var ki, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde işçinin çalışması ve işin yapılması hakkında işverence tutulan başkaca kayıtlar da hizmet tespit davasında kullanılabilecek deliller arasındadır.
İş yeri kayıtları; işçinin adının geçtiği para makbuzları, ücret tediye bordroları, gider pusulaları, şeklinde sayılabilir. Bunun haricinde, işçinin giriş çıkışını gösteren puantaj kayıtları, mesaisini gösteren tablo ve çizelgeler, işveren tarafından tutulması gereken diğer belgelerdendir.
Hizmet tespit davalarında mahkeme, işverenden davacı ile ilgili bilgileri içerir iş yeri kayıtlarını ibraz etmesini istemekte, çalışma olgusunu ispata yarar tüm delilleri toplamaktadır. Diğer taraftan Kurum müfettişlerince yapılan denetimlerde de işveren tarafından tutulması gereken prim belgesi, ücret bordrosu, gider pusulası şeklinde sayılabilecek olan iş yeri kayıtları talep edilebilmektedir. İşveren, 10 yıl içerisinde Kurum müfettişleri tarafından talep edilmesi halinde tüm bilgi ve belgeleri memura ibraz etmek zorundadır. Bu tür deliller, işçinin imzasını taşıması halinde yazılı delil niteliğinde kabul edilmekte olup aksi de ancak yazılı delil ile ispat edilebilecektir.
Hizmet Tespit Davası Ne Kadar Süre Devam Eder?
6100 sayılı HMK m.316’da basit yargılama usulüne tabi olan dava ve işler başlığı altında d bendinde hizmet ilişkisinden doğan davalar sayılmıştır. Diğer taraftan 7036 sayılı İMK’nın 7. maddesinde de İş Mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmiştir.
Basit yargılama usulü, yazılı yargılama usulüne göre daha hızlı ilerleyen ve yapılacak işlemlerin daha kısa tutulduğu bir usuldür. Buna göre, dilekçeler aşaması; dava dilekçesi ve cevap dilekçesi ile sona ermektedir. Tarafların iddia ve savunmalarını değiştirme ve genişletme yasağı, dava dilekçesi ve cevap dilekçesi ile sona ermektedir. Basit yargılama usulünde, ön inceleme ve tahkikat aşaması birlikte düzenlendiğinden süreç daha kısa tutulmuştur. Yazılı yargılama usulünde dosya iki kez takipsiz bırakıldıktan sonra yeniden işleme konulabilirken, basit yargılama usulünde yalnızca bir kez takipsiz bırakılabilmekte, ikinci kere takipsiz bırakılması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmektedir.
Basit yargılama usulünün gerekleri hizmet tespit davalarında sınırlı şekilde uygulanabilmektedir. Dilekçeler aşamasının tamamlanması ile tarafların iddiaları, sundukları deliller ve beyanlar, yargılama süresi içerisinde gözetilecek, tanık listesinde gösterilenler haricinde bordro tanıkları mahkemede dinlenebilecektir. Ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere kamu düzeni ile ilgili olan bu dava türünde hâkimin re’sen araştırma yetkisi mevcut olduğundan, mahkeme yapılacak incelemede salt tarafların beyanlarıyla bağlı kalmayacaktır. Son olarak ön inceleme aşamasında taraflar sulh olmaya teşvik edilirken hizmet tespit davalarının sosyal güvenlik hakkını ilgilendirmesi ve bu hak üzerinde tarafların serbestçe tasarrufunun mümkün olmaması sebebiyle hakim tarafları sulhe teşvik edemeyecek, tarafların haricen sulh olabilmesi de mümkün olmayacaktır.
Hizmet Tespit Davaları, ilk derece yargılaması evresinde, büyükşehirlerde yaklaşık 17-18 ay sürebilmektedir.
Hizmet Tespit Davası Yargıtay Kararları (Güncel)
Sigortalılığın Amacı:
Yargıtay 10. HD., T 30.06.2020, E 2019/5575, K 2020/4136 sayılı kararında, “sigortalı olmanın kamu düzeni ile ilgili olduğunu, bu sebeple kişi ile doğrudan bağlantılı, vazgeçilmesi mümkün olmayan, kaçınılamayan, kişiye hak ve sorumluluk doğuran hukuki bir statü meydana getirdiğini; işçi, işveren ve Kurumun bu statünün oluşumunda yenilik doğurucu ve iradi bir işlemlerinin olmadığını, statünün kendiliğinden meydana geldiğini belirtmiş; dolayısıyla “HMK kapsamında sigortalılıktan ve sigortalılığın tespiti için açılmış davalardan feragat edilmesinin mümkün olmadığını…” söylemiştir.
Sigortalılık İlişkisinin Zorunluluğu:
Yargıtay 10. HD., T 08.05.2019, E 2018/5084, K 2019/4047 sayılı kararında, “sigortalı olmanın kaçınılamaz bir hak ve sorumluluk doğuran hukuki statü meydana getireceğini söylemiş; bu statünün kanun gereği kendiliğinden meydana geldiğini, kişiye bağlı ve kamu düzeni ile ilgili olduğunu…”
Hizmet Akdinde İşçinin Bağımlılığı Unsuru:
Yargıtay 10. HD., T 22.06.2020, E 2019/5415, K 2020/3608 sayılı kararında bağımlılık unsuru bakımından şu şekilde değerlendirme yapmıştır: “Bağımlılık ve zaman unsuru, baskın olan görüşe göre hizmet tespit davaları bakımından ayırt edici unsurlardandır. Bağımlılık, işçinin her durumda işverenden talimat alıyor olması, aldığı talimatların dışında hareket edemiyor olmasıdır. Zaman ise işçinin belirli veya belirsiz bir süre zarfında işverenin emri altında çalıştığı dönemleri ifade etmektedir. 5510 sayılı Kanun’un 12/1. maddesinde tanımlanan işveren, Kanun’un 4a ve 4c maddeleri kapsamında sigortalı çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ya da tüzel kişiliği olmayanlardır. Hizmet akdinin tanımı ve hizmet akdi ile işçi çalıştıran kişilerin durumları, iç içe geçerek belirlenecek hususlardır.”
Hizmet Akdinde Kanuni Çerçevede Hareket Etme Yükümlülüğü:
Yargıtay 9. HD. T 26.10.2015, E 2015/29398, K 2015/29976: “Şahsi bağımlılık ve hukuki anlamda bağımlılık, bir iş sözleşmesinin varlığını belirleyen ölçütlerdendir. Bağımlılığın, hem iş sözleşmesi ile işçi ve işveren arasında kurulan hukuki bağımlılık, hem de işçinin doğrudan işverenin talimatı ile hareket ediyor olması, işin yapılması esnasındaki kazancın ve riskin işveren üzerinde doğması noktasındaki kişisel bağımlılık olarak anlaşılması gerekmektedir. Bir başka deyişle bağımlılık; işçinin, belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatı ile onun gözetimi altında çalışması olarak ifade edilebilir.”
Hizmet Akdinin Ücret Unsuru:
Yargıtay 10. HD., T 30.09.2020, E 2019/6165, K 2020/5203; Yargıtay HGK., T 19.02.2019 T, E 2017/10-2071, K 2019/176 sayılı kararında bu görüşünü şu şekilde açıklamıştır: “Türk Borçlar Kanunu’nun 293 ve 470. maddeleri, hizmet akdini düzenleyen maddelerdir. Borçlar Kanunu’ndaki hizmet akdi de İş Hukuku’ndaki ve İş Kanunu’ndaki iş sözleşmesini ifade etmektedir. İlgili kanun maddeleri kapsamında sözleşme, belirli bir ücret karşılığında, işçinin, belirli veya belirsiz bir süre için işverene karşı hizmet görmeyi taahhüt ettiği bir sözleşme şeklidir. İş sözleşmesinin şekli bakımından, kanundaki ayrık durumlar saklı kalmak üzere, özel bir şart getirilmemiştir. Ücret, TBK kapsamında hizmet akdinin bir parçası ise de İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku bakımından iş sözleşmesinin bir şartı olarak sayılmamıştır. Ücretin zamana değil de yapılan işe göre işçiye ödenmesi halleri de parça başı hizmet veya götürü hizmet olarak kabul edilmiş ve korunmuştur. İfade edildiği üzere ücret unsuru, kanunda işverenin borcu olarak kabul edilmişse de 5510 sayılı Kanun kapsamında (mülga 506 sayılı Kanun), sigortalılık sıfatının kazanılması için zorunlu bir unsur olarak sayılmamış, sigortalı kabul edilebilmek için ücret ödenmesi gerekliliği aranmamıştır.”
Hizmet Tespit Davasının Hukuki Niteliği:
Yargıtay HGK., T 07.05.2019, E 2016/626, K 2019/522 sayılı kararında hizmet tespit davalarının niteliğini şu şekilde açıklamıştır: “Sigortalılıktan kaynaklı hakların kullanılabilmesi için sigortalının çalışmasının Kuruma bildirilmiş olması, sigortalı adına belirli bir süre için prim ödenmiş olması ve Kanun’da gösterilen bilgilerin, Kurum tarafından kayıt altına alınmış olması gerekmektedir. Söz konusu bilgi ve belgelerin Kuruma bildirilmemiş olması halinde kayıt dışı çalışma durumu ortaya çıkacaktır. Kayıt dışı işçi çalıştırma, özellikle işverenler tarafından prim ödememek için fazlaca başvurulan bir yöntemdir. Ülkemizde de kayıt dışı işçi çalıştırılması acı gerçeği oldukça yaygındır. Bu gibi durumlarda işçinin sosyal güvenlik haklarından faydalanabilmesi için çalışmasını Kurum nezdinde kayıt altına aldırması gerekmektedir. Hizmet tespit davaları da mülga 506 sayılı Kanun döneminde 79/10. maddede, 5510 sayılı Kanun döneminde ise 86. maddede düzenlenmiştir. Hizmet tespit davaları olumlu tespit davalarıdır. Olumlu tespit davaları ile bir olgunun varlığının mahkemece tespit edilmesi istenmektedir. Hizmet tespit davaları hem sosyal güvenlik hukukunu, hem kamu hukukunu, hem de özel hukuku ilgilendirmektedir. Bu sebeple hizmet tespit davalarında, kendiliğinden araştırma ilkesi ağır basmaktadır.
Hizmet Tespit Davasında Yetkili Mahkeme:
Yargıtay 21. HD., T 11.05.2004, E 2004/4365, K 2004/4653 sayılı kararında SGK’nın davalı sıfatına sahip olduğunu eski bir kararında şu şekilde ifade etmiştir: “…davanın niteliği, davacı işçinin davalı nezdinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespit edilmesi hakkındadır. Davanın 506 sayılı Kanun’un 79/10 maddesine dayanılarak açtığında kuşku bulunmamaktadır. Bu tür davalarda, SSK ve davalı işveren arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğunun kabulü gerekmektedir. Uyuşmazlık, SSK ve davalının yetki itirazının değerlendirilmesi ve yetkili mahkemenin belirlenmesi hakkındadır. Dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, yani davada birden fazla davalının olması halinde, dava bunlardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilmektedir. Davalılardan SSK’nın merkezi Ankara dahi olsa İstanbul’da şubesinin olduğu açıktır. İşlemin şube işlemi veya genel merkezce yapılmış olmasının bir önemi yoktur. Kurumu temsilen şubenin bulunduğu yerde de dava açılması mümkündür. Dolayısıyla davanın İstanbul’da açılması halinde şube vekillerinin davayı takip yetkisi ve gerekliliği bulunmaktadır. SSK mecburi dava arkadaşı değil ihtiyari dava arkadaşı olmuş olsaydı dahi sonuç değişmeyecektir.”
Davanın Sonuçları ve SGK Primlerinin Ödenmesi
Tespite ilişkin hükmün kesinleşmesi ile Kurumun, bildirilmeyen primlere yönelik işçi ve işveren payı ile gecikme zammını ve gecikme faizini işverenden tahsil hakkı ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık işverenin de bu bedellerin karşılıklarını Kuruma ödeme yükümlülüğü doğmaktadır. Kurum, kararın kesinleşmesi akabinde işverene göndereceği bir ihtar ile kanunda gösterilen bildirgelerin verilmesini, ayrıca primlerin ödenmesini işverene ihtar etmektedir. İşveren, 30 gün içerisinde gerekli belgeleri sunmaz ve primleri ödemezse, tescil işlemi Kurum tarafından re’sen yerine getirilmektedir. Bununla birlikte Kurum tarafından prim, gecikme cezası ve gecikme zammına ek olarak idari para cezası da kesilerek Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun gereği işverene karşı takip başlatılacaktır. Dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkeme kararı gereği işverenin prim ödeme borcu ile Kuruma ibraz etmesi gereken belgeleri en geç 30 gün içerisinde Kuruma teslim etmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, mahkeme kararı ile sigortalının çalışması tespit edilmiş olduğundan, eğer ki işveren tarafından iş yeri bildirgesi verilmemiş ise iş yeri tescil işlemi de kurum tarafından re’sen yerine getirilecektir.
işverenin kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden bir diğer yükümlülüğü ise tahakkuk ettirilecek idari para cezasını kuruma ödemektedir. İşverenin aylık prim hizmet belgesini kuruma vermemesi sebebiyle başkaca hiçbir ihtar yahut beyana gerek kalmaksızın Kurum, idari para cezasını kendiliğinden tahakkuk ettirmektedir.
Hizmet tespit davası neticesinde sigortalının Kuruma ödenmeyen primlerinin tespiti yapıldığından, Kurumun bu primleri, primlerin bildirilmemesinden kaynaklı gecikme cezasını ve ayrıca gecikme zammını tahsil etme yükümlülüğü doğmaktadır. Eğer ki iş yeri tescili yapılmamışsa, Kurumca bu işlem de re’sen gerçekleştirilmektedir. İşverenin Anayasa ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkının zedelenmesine sebep olması, bir idari yaptırımla karşı karşıya kalmasına da sebep olmaktadır. Dolayısıyla Kurum, primleri zamanında tahsil edememiş olması sebebiyle işveren aleyhine idari para cezası tahakkuk ettirmekle de yükümlüdür.
Sıkça Sorulan Sorular
Hizmet tespit davası nedir?
İşçinin işverenle olan çalışmasının resmi olarak tespiti için açtığı dava.
Hizmet tespit davası hangi mahkemede açılır?
Görevli mahkeme iş mahkemesidir.
Zamanaşımı süresi ne kadardır?
Genel kural: hizmetlerin geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıldır.
Hangi deliller kabul edilir?
Tanık, banka dekontu, iş e-postaları, SGK kayıtları, muhasebe defterleri vb.
Dilekçe örneği nereden alınır?
Dava yahut sürece ilişkin dilekçeler için konuya dair tecübeli bir avukattan hukuki destek almanız hayati önem taşımaktadır.
SGK kayıtları hatalıysa ne yapılır?
Mahkeme kararıyla hizmet tespiti sağlanır; karar SGK’ya bildirilir.
Dava sonucunda hangi haklar kazanılır?
Prim gün sayıları, geriye dönük prim alacağı, kıdem/ihbar tazminatı iddiaları için dayanak.
Masraf ve harç ne kadar olur?
2026 yılı itibari ile Hizmet Tespit Davasının açılış masrafı ortalama 4.500,00 TL’dir.
Davayı kim açabilir?
Hak sahibi sigortalı veya yetkili temsilci/avukat bu davayı açabilir.

